




KAYNAK : www.bitkidunyasi.net
Küstüm
otu: Küstüm otunun çok ilginç bir savunma sistemi vardır. Bu bitkinin
yapraklarına dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının
gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam
ederse bu kez küstüm otu aşağıya doğru ikinci bir hareket yaparak gövdesinin
üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak için yeterlidir.
Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma elektrik akımlarıyla başlar.
Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları
bizde olduğu kadar hızlı değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan kanallar
aracılığıyla iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik mesafeyi bir-iki
saniye içinde geçer. Isı ne kadar yüksek olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur.
Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir.
Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı zaman, yaprağın dibindeki
şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı,
bu suyu kendi bünyesine alır. Ve yaprak aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı
saplar boyunca ilerlerken, yapraklar domino taşları gibi teker teker, ardı
ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar
hücrelerini doldurup, yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir.
Arum zambağı: Arum zambağı döllenmeye hazır hale
gelince keskin kokulu bir amonyak gazı (NH3) yaymaya başlar. Çiçeğin son
derece ilginç bir yapısı vardır. Polenlerinin bulunduğu bölüm, beyaz yapraklı
yapının içinde dip taraftadır ve dışarıdan görünmez. Bu yüzden sadece koku
yaymak böceklerin dikkatini çekmek için yeterli değildir. Polenler döllenmeye
hazır olduğunda zambak saldığı kokuyla birlikte çiçeğinin dışta kalan bölümünü
de ısıtır. İşte bu yalnızca aydınlık saatlerde ve bir gün içerisinde gerçekleşen
ısınma ve koku böcekler için çok çekicidir. Bu ısı ve koku nasıl ortaya
çıkıyor sorusunu cevabını bulmaya çalışan bilim adamları bitkinin metabolizmasında
gerçekleşen hızlanma sonucunda ortaya özel bir asit çıktığını bulmuşlardır.
Glutanamik asit denen bu maddenin kimyasal yollarla parçalanması sonucunda
çiçeğin yaydığı ısı ve koku oluşur. Bu sayede böcekler çiçeğe gelirler.
Ne var ki böcekler için bu yeterli değildir çünkü arum zambağının polen
tozları dipte kapalı torbacıklarda bulunur. Çiçek buna da hazırlıklıdır.
Yağlı olan dış yüzeyi sebebiyle gelen böcekler kayarak aşağı çiçeğin içine
düşerler ve bir daha da kaygan duvarlardan yukarı tırmanamazlar.Bulundukları
bölümde çiçeğin dişi organlarının ürettiği şekerli bir sıvı vardır. Ayrıca
gece olunca polenlerin kapalı olduğu torbacıklar da açılır ve böcekler bunlara
bulanırlar.
Böcekler çiçeğin içinde bir gece kalırlar. Sabah olunca çiçeğin üzerinde
bulunan dikenler bükülerek böceklerin yukarı tırmanması için merdiven işlevi
görürler. Merdivenden tırmanan böcekler, özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz
görevlerini yerine getirmek için dölleyici polen yükleriyle birlikte başka
bir zambağa giderler.
Passiflore çiçeği: İlgi çekici bir güzellikte
olan Passiflore çiçeği, yaprakları üzerinde yer alan küçük iğneler sayesinde
düşmanı olan tırtıllara karşı koyabilmektedir. Bu iğneler, yumurtadan çıkan
tırtılların en ufak bir yer değiştirmesi halinde bedenlerine saplanır. Böylece,
passiflore çiçeği, bu tırtıllar henüz doğup ona zarar vermeden önlemini almış
olur.
Kardelenler: Çevremizdeki güzellikler bazen oldukça
etkileyici biçimlerde belirirler. Kışın kar örtüsünün altında donmuş bir şekilde
korunan kardelenler, baharda karların erimesi ile birlikte çiçek açarlar.
Karların içinden çıkan bu muazzam güzellik ve renk cümbüşü, Allah'ın yaratışındaki
kusursuzluğun ve ihtişamın örneklerinden yalnızca bir tanesidir.
Taş kaktüsü: Resimde görülen bu canlı kayalar
gerçekte toprağın altında gizlenmiş olan bir bitkinin etli yapraklarıdır.
Çiçek açmadığı zamanlarda bir kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında
gerçek bir kaktüs değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun düşmanlarından çok
iyi bir şekilde korunmasını sağlar.
Genlisia: Genlisianın tuzağı, hayvan bağırsağına
benzer. Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir.
Topraktan çekilen su bu borularda ilerler. Boruların uçlarındaki yarıklarda,
bitkinin içine doğru yönelmiş bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde
su pompalayan tüycüklerden kaynaklanır. Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar,
akıntı nedeniyle boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir.
Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert
tüylerle kaplıdır. Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin
içine doğru iten ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru
ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda
da Genlisianın besini olmaktan kurtulamaz.